Bütün anlamını yitirdi zaman ve mekan. Dakikalar kayıyor ayağımın altından. Saatlere tutunarak tırmanıyorum yarına. Yollar su gibi akıp geçiyor, bensiz. Dün dediğin bir ağaç. Fark etmeden yanından geçip gittiğimiz. Ayları yılları aşmak gerekiyor, senin olduğun yeri göstersin diye saatler.
Artık, ayılmak için içiyorum. Sanki bir bataklık beni dibine çekiyor. Bataklığın en dibine inmeden nefes alamayacağım. Biliyorum. Derinlere indikçe aydınlanıyor bütün dünyam. Güneşin erişemediği anlarda, zamanın bittiği yerde kurtulacağım sanıyorum.
Uzak bir zamandan, çok eski bir yerden kalma bir hatıra canlanıyor birden. Tek gerçekliğim bu hatıra artık. Orası ne zamandı, neredeydi bu zaman bilmiyorum. Büyüdükçe büyüyor dün dediğin ağaç, şehrin her gününü kaplıyor. Yine kendimi kaybedip, kelimelerin peşinden koşan zavallı bir an oluyorum; yerle yeksan. Dün de burası, yarın da. Ne orada geçiyor zaman ne burada. Dünya sallanıp duruyor geçmişle gelecek arasında. Hayat, bir o tarafa savruluyor bir bu tarafa. Şanslıysan düne tutunuyorsun, şanssızsan yarınlar avuçlarının arasından kayıp gidiyor. Artık eminim: Kâinat tutarlı bir şekilde saçmalıyor.
Zamandan ve mekândan sıyrılmak istiyorum. Ama çabaladıkça, zaman da ben oluyorum, mekân da. Ben olmasam, hiç birisi olmayacak; biliyorum. Ama bildiğimin bir önemi kalmıyor. Kalbimin derinlerine işlemiş bir yalnızlık duygusudur oradaki an, şimdiki yer. Nefesimi tutmuş bekliyorum bir anlam kazansın diye. Anlamadığım için, birbirine giriyor zaman ve mekân.