|
Hayatı omuzlarına binmiş bin yük olarak değil de, ardı sıra koşturduğumuz bir gölge olarak görmek özlemi, yüksek dağlardan akıp gelen rüzgarların kulaklarımıza fısıldadığı bir sırdır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Kahverengiydi sevdiğim şehirlerin akşamları. O kahverengilikte yitirdim ben kendimi. |
|
Devamını oku...
|
|
“Bir senenin kıymetini anlayabilmek için sınıfta kalan bir öğrenciye sorun” derler. Yanınızda yörenizde sınıfta kalmış bir öğrenci yoksa bir senenin kıymetini gelin bize sorun. |
|
Devamını oku...
|
|
Gözlerim puslu bir İstanbul sabahı kadar nemli. Hayat Avcılar-Mecidiyeköy otobüsleri kadar anlamsız. Yavaş yavaş parmaklarımın arasından, boğazın meşhur serin suları gibi akıp gidiyor. Tutamıyorum. Sadece izleyebilirim akışını; elimden bir şey gelmemesinin verdiği ızdırap beni yavaş yavaş tüketiyor. Tek dostum tekel birası... |
|
Devamını oku...
|
|
Bozkırda köklerini yalnızlığına sarmış bir ahlat ağacına takılıyor gözüm. Yanına yaklaştıkça “kendinden beklenmeyen bir çabuklukla” büyüyor ahlat ağacı. Sanki birazdan tüm dünya ahlat ağacına kesecek, kainat dediğiniz bir avuç boşlukta ahlat ağacından başka bir şey olmayacak. Ahlat ağacının altında bir yerlerdedir hayat dediğiniz meretin sırrı. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>
|
|
JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL |